Genel Seyahat

Fas’ta Çöl Deneyimi

3 Ağustos 2017

Fas’a gittiğimde çölde bir gece ile son bulacak 3 günlük bir Çöl turuna katıldım. 2015 yılının yazıydı. Kazablanka ile başlayıp Marakeş ile devam eden gezimize ani bir kararla çölü de eklemeye karar verdik. Marakeş’den yola çıkarken tura ve gezeceğimiz yerlere dair aklımızda neredeyse hiçbir şey yoktu. Ne bir ön araştırma ne de hazırlık yapmıştık. Babamın Fas’lı arkadaşı ayarladı biz de yola koyulduk. Turun ilk 2 günü çöl yolunda ziyaret edilmesi gereken yerleri gezmekle geçti. Bun

ları belki başka bir yazıda anlatabilirim. Ancak bu yazının konusu çöl olduğu için direk çöl kısmına geçiyorum.

Ve başlıyor hikaye…

Otobüsle yol alırken çöle yaklaştığımızı değişen coğrafyadan anlıyorum. Burada navigasyona gerek yok doğa her şeyiyle önünüzde. Küçük bir kasaba gibi yarı terk edilmiş yarı canlı bir yere giriyoruz. Ve geldik diyor şöfor işte burası çöl. Oysa burada çöle benzer bir ortam yok. Ben önce hayalkırıklığı yaşıyorum, içimden nasıl yani çölde de mi beton diyorum ama farkediyorum ki çöl o beton otelin hemen ötesindeymiş…

Otelin arka tarafına geçtiğim an yani çölü gördüğüm an içimi inanılmaz bir heyecan kaplıyor. Sanki Alis gibi taşvan deliğine düşmüş de Harikalar Diyarına geçmiştim. Öylesine farklı, öylesine içime işlemişti ki çöl; önce ayaklarımın sonra vücudumun çölle kavuştuğu an a

rtık tamamen farklı bir diyardayım hem içimde hem dışımda. Ben tüm bunları hissederken Fas’a özel Nane çayı ikram ediliyor.  Çölle kavuşma anını alelaceleye getirmek istemiyor ve çayımdan içiyorum biraz. Bir süre sonra dayanamayıp kendimi kumlara atıyorum. Çünkü benim için karla da, suyla da kavuşmak hep onunla bütünleşmekten geçer. Kendimi atarım. Yılın ilk karında kendimi kara gömerim. Yılın ilk deniz tatilinde ilk gün sudan çıkmam, sürekli yüzerim. Çölde de öyle oluyor. Karla oynayan yavru panda görseli gibi ben de çölün kumlarıyla oynuyorum… Içimdeki sevincin öyle dışarıya taşıyor ki ne yapacağımı bilemiyorum.

Çöl’de Hayat

Çölde sanki hayatımın pause tuşuna basmıştım

. Tatillerde zaten pause tuşuna basılmış hissi olsa da çöl bambaşkaydı. Sanki içinde yaşadığım dünyayla irtibatım tamamen kesilmişti, ya dünya dönmeyi bırakmıştı ya da yer yarılmıştı da ben içine girmiştim. Öyle bir varlığımda yok olma hali. Işte çölle ilk karşılaşmam ve onunla kucaklaşmam böyle acayip oldu.

Şimdi düşünüyorum çölün beni neden bu kadar etkilediğini de bunun sebebi galiba oraya hiçbir beklentim olmadan ve öncesinde çokça görseline maruz kalmadan gitmem. Çöl bir çok insanın görmek istediği ve merak ettiği bir yer olsa da benim nasıl olduysa radarımdan kaçmış. Çölü ne merak ediyordum ne de ille de çöle gideyim diyordum. Ama tüm bunların bir sebebi varmış. Demek ki benim çölü böylesine derinlemesine hissetmem ve bunun basit bir turistik tur mantığından çıkması gerekiyormuş. Sonuçta hayatta hiçbir şey nedensiz değil.

Develerle Yolculuk

Çöle bir süre alışıp, heyecanımı attıktan sonra bir sonraki aşama geliyor önümüze o da develerle yapılacak olan yolculuk. Tabi bunu duyunca kısa sureli bir şok yaşıyoruz çünkü önceden bahsettiğim gibi turda böyle bir şey olacağından haberimiz yoktu. Daha doğrusu turun içeriğini en başından beri hiç bilmediğimizden tur boyunca her şey sürpriz olduğundan bu da böyle olmuştu.

Üzerinde yol alacağımız develer önce bir ısınma turu attıktan sonra develeri güden kişi yani Muhammet onları sıraya diziyor. Ben tabi ki bir sevinç bir heyecan gidip ilk binen kişi yani kervan başı oluyorum. Herkes develere bindikten sonra iki kervan halinde yolculuğumuz başlıyor. Kervan başı olduğumdan önüm uçsuz bucaksız açık;her yer göz alabildiğince kum. Bu durum –çölde olma hali- beni hala şaşkınlığa uğratıyor ve sürekli ya profesyonel kameramdan ya da telefonumdan video ve fotoğraf çekiyorum. Havanın kararmasına ramak kala varıyoruz çadırımıza ve serin bir hava karşılıyor beni. Develerden inince her yerin deve dışkısı olduğunu farkediyorum ama suyun, elektriğin, tuvaletin ve telefonun olmadığı bu yerde bu durum hiç şaşkınlık yaratmıyor. Develer yorgun hemen çöküyorlar ancak devemden bir türlü ayrılmak istemiyorum nedense. O kadar cefamı çekti, yol geldik ne de olsa. Keşke o da gelse bizimle çadıra, otursa diye düşünürken gruptan insanların kum tepesine tırmanmaya başladıklarını farkedince ilgim hemen o tarafa yöneliyor ve yanlarına doğru koşuyorum. Tırmandıkça fark ediyorum ki uzaktan dokunsan yıkılacak gibi görünen kum tepesi meğer baya dikmiş. Ama sürüne sürüne de olsa ulaştığım tepeden görünen manzara her türlü yorgunluğuma değiyor. Sağım solum dört bir yanım çöl, ötesi yok, sonu yok… Uçsuz bucaksız deyiminin tanımı adeta. Hayrete düşüyorum bir kez daha.

Çöl’de Gece

Hava kararmaya yakın tepeden yuvarlana yuvarlana aşağı iniyoruz. Ve hava tamamen karardığında bizi çölün öteki yüzü yani mutlak sessizlik ve karanlık karşılıyor. Sadece yıldızların aydınlattığı, gökyüzünün yekpare yıldızlarla kaplı olduğu bir gece düşünün…. Muhteşem değil mi? İşte çölde gece ile gündüz arasında bıçağın iki yüzü gibi keskin bir fark var. Bir anda her şey korkutucu bir hale bürünüyor. Ve biz çadırımızda mumların etrafına diziliyoruz. Ateşte tajin yapıyor kervanbaşımız Muhammed. Sonra da onlara da özgü bir müzik aletinden kulaklarımızın pasını silen ezgiler çıkarıyor. Kendimi bir masalda gibi hissederken beni uyandıran bir kedi oluyor. Evet çölün ortasında bir kedi yanlış duymadınız. Şehirden gelmiş, insanlar besledikçe de burada kalmış. Ancak benim adıma şöyle bir problem var ki kedilerden çok korkuyorum ve geceyi kediyle geçirmek zorundayız. Neyse diyorum zaten sabah gün doğumuyla takriben 5 gibi yola çıkacağız bu geceyi de uykusuz geçiririm. Bu planda hesaba katmadığım şeyse mumların eriyip son bulacağı oluyor. Ve o an gelip de mumlar eridiğinde mutlak bir karanlığa gömülüyoruz ne kediyi ne de birbirimizi görebildiğimiz türden bir karanlık. Kedinin her miyavladığını duydukça kış kış demekten başka bir şey gelmiyor elimden. Çadırlarda uyumayı denemiyoruz bile çünkü içlerinde göremediğiz akrep gibi bir sürü böcek var. Tüm grup yaklaşık 10 15 kişi kıl çadırlarının ortasında dikdörtgen biçimli avlu da diyebileceğimiz bir yerde altımıza bi şeyler serip yatıyoruz. Bu sırada kuma çok yakın olduğumuzdan gözümüze kum girmesin diye kafamızı da örtmek zorundayız. Çölde geceyi geçirmek hakikaten zorluymuş bunu o an anlıyorum. Uyumamayı kafaya koysak da herkes uyumaya başlayınca sessiz olmak gerekiyor bu durumda ya susup hiç bir şey yapmadan duracaksınız ya da el mahkum uyuyacaksınız. Neyse kedinin sesi gelmiyor uyuyum bari dediğimde kedi miyavlıyor. Kardeşim yanımda o da böceklerden huylanıyor. Böyle bir uykuyla uyanıklık hali arasında gide gele sabahı ediyoruz. Bu sırada şunu da söyliyim çölde tuvalet yok, telefon da çekmiyor kesinlikle. Telefon neyse de tuvaletin olmamasını önceden hiç tahmin etmezdim. Önderimiz Muhammed bize çadırların dışına – bayağı ortaya- yapabilirsiniz dedi. Sabah olunca da insanlar birer ikişer tuvalete çıkıyor 🙂 Bana gelirsek kendimi betondan bozma otele kadar tutuyorum bu da takriben 10 12 saat ediyor. Tüm bu yaşadıklarımdan öğrendiğim çok şey var. Bunlardan biri de geçmişi tahayyül ederken hep her şey çok güzel gibi gelir sanki o zamanlarda yaşayan insanların daha az derdi olduğu ve daha özgür olduğu yanılsamasına düşeriz. Aslında bu kısa ve olanakların daha geniş olduğu deneyimle bile her şeyin ne kadar zor olduğunu anladım.

Çöl Sabahı

Sabah tuvalet faslı bitince toparlanıp bizi bekleyen develerimize gidiyoruz. Tekrar herkes kendi devesine biniyor ve sabahın nurunda çokça şükrederek ve tüm çölü içimize çekerek dönüş yoluna çıkıyoruz. Derme çatma betondan yere vardığımızda bize hücre gibi bir yeri gösterip burada duş ve tuvalet ihtiyacımızı giderebileceğimizi söylüyorlar. Ben de yine bir kriz anı değil tuvalet duş adım bile atamıyorum. Hem kokuyor hem de hijyene dair tek bir özellik yok. Binbir ricayla bana görece daha iyi bir tuvalet veriyorlar. Öyle ya da böyle ihtiyaçlarımızı giderip otobüse binerken içime bir burukluk düşüyor. Kimbilir bir daha ne zaman göreceğim çölü ya da görebilecek miyim? Yolda ilerlerken çölde hissettiklerim ve yaşadıklarımın orada kaldığını daha iyi anlıyorum.

Size tavsiyem her şeyi unutun çölü gezme listelerinizin başına alın. Hele ki Fas gibi bir yere giderseniz Sahra’da bir gece mutlaka geçirin 🙂

Bana sabredip sonuna kadar okuduğunuz için teşekkür ederim.

1+

You Might Also Like

2 Comments

  • Reply @seyahatguncem 3 Ağustos 2017 at 23:17

    Çöl ile ilgili yazınızı çok beğendim. Gerçekten eşsiz bir deneyim olmuş. Fas benim de çok görmek istediğim bir ülke. Ama benim de kedi ve böcek fobim olduğundan, “böyle bir geceyi nasıl geçirirdim acaba” diye düşünmeden edemedim…

    0
    • Reply Beyza Gökalp 4 Ağustos 2017 at 08:53

      Kedilerden ne kadar çok korktuğumu tahmin edemezsiniz ama bir şekilde o geceyi geçirdim. Bir yandan karanlıktan gelen miyav sesi bir yandan kum fırtınası 🙂 bence korkuların üzerine gidilmeye değer bir deneyim. umarım siz de hayalini kurduğunuz yerleri en yakın zamanda gezersiniz 🙂

      1+

    Leave a Reply